İnsanda Dergi
  • Ana Sayfa
  • Sayılarımız
  • İçeriklerimiz
  • Ercan Öner Galerisi
  • Eser Paylaşımı
  • Abone Ol
  • Blog
  • Daha fazlası
    • Ana Sayfa
    • Sayılarımız
    • İçeriklerimiz
    • Ercan Öner Galerisi
    • Eser Paylaşımı
    • Abone Ol
    • Blog
İnsanda Dergi
  • Ana Sayfa
  • Sayılarımız
  • İçeriklerimiz
  • Ercan Öner Galerisi
  • Eser Paylaşımı
  • Abone Ol
  • Blog
İstanbul manzaralı metroda kitap ve telefonla meşgul insanlar.

BAZI SESSİZ SABAHLAR


  Sabahları ne tuhaf. Her yer bir süre sessiz, insanlar işlerine gidiyor sessiz, herkes yavaş yavaş konuşuyor bir süre. Bu kadar gürültülü, hiç sesi bitmeyen şehir; sabahın ilk saatlerinde sessizliğin tadını çıkarıyor biraz olsun. İstanbul'a ılık bir sabah yakışıyor en çok. Bir de yağmur, bir de erguvanlar ve kirazların açışı, bir de kar, sis bir de. Bir de sen diye düşündü.

Sonuncuyu düşünmeye korkmuştu Hakan ama lafın oraya geleceğini de biliyordu bir yandan. Laf niyeyse dönüp dolaşıp oraya gelmeye can atıyordu zaten. Altı üstü bazı sessiz sabahları düşünmek istemişti. Şimdi yaz, insanların pek çalışası yok, o sabah koşturmacası azalmış göründü gözüne. İşte bunlardan söz etmek istemişti, biraz olsun aklında başka bir düşünce gezinsin istemişti. Oysa şimdi romantik romantik “bir de sen” diye düşünürken buluyordu kendini yine.

Hakan; Aslı’yı en azından iki -ya da dur- ikiyi geçti, üç yıla yakındır tanıyordu. Aynı koşturmacanın insanlarıydılar. Onu ilk kez metroda görmüştü bir sabah koşturmacasında. Ve nihayet Hakan, Aslı’yı her sabah gördüğünü fark etmeye başladı. Bak, bunu düşünürken bile romantikleşiyorsun Hakan! Tam bir Hollywood filmi başlangıç sekansı: Adamla kadın metroda karşılaşır, kadın bir kitap okumaktadır, adam eğilip kitabın ismine bakar, kadın gülümser. Bu kadar da değildi tabii. Hakan Aslı’yı fark ediyor; o gün ne giydiğine, elinde ne çok çanta taşıdığına, saçını nasıl yaptığına bakıyordu ama ilk üç ay hiç göz göze gelmediler. Daha doğrusu Aslı, telefonundan başını kaldırıp Hakan’a bakacak gibi olduğu anda Hakan kafasını çevirmeyi iyi bir yol bölü zamanda beceriyordu. Yıllarca çeşitli kadınlardan gözlerini kaçırmayı iyi becermiş Hakan, bunu metroda daha da kolay beceriyordu. Bu demek oluyor ki Aslı’yı iki yazdır görüyor, her yaz sabahında işe giderken bu hafta izin alıp tatile gitmiş olabilir mi diye bir endişeye kapılarak biniyordu metroya. Sonra da hızla telefonunu çıkarıp Instagram’a bakıyordu. Aslı bir şey paylaşmış mı, tatile gitmiş mi, kiminle gitmiş, fotoğraflarda kaç erkek var, kaçı kardeş, arkadaş, baba, amca vs. Kaçı sevgilisi olma potansiyeli taşıyor?

Instagram, evet. Aslı’ya ulaşmanın en iyi yolu, çağın teknolojik imkânlarından faydalanmaktı. Bunu bir arkadaşı önermişti ve Hakan kafasının bu kız tavlama işlerine hiç basmamasına çok gıcık olmuştu yine. İyi de adını bile bilmediği birini sosyal medyada nasıl bulacaktı? Neyse ki Aslı’nın şimdiden sevmediği arkadaşı imdada yetişti ve Aslı, bir sabah metroya onun gibi şık giyinmiş bir başka kadınla bindi. Kadın durmadan “Aslı, şu raporları nasıl yetiştiriyorsun ya? Beni yine müdür darlıyor. Aslı, öğlen nereye gidiyorsun yemeğe? Ay, benim ticket’ım bitti yine, evden mi getirsem? Aslı, bizim birimdeki yeni kıza ne diyorsun, geçen gün ne giymişti o öyle be?” falan gibi binlerce soru sormuştu. Aslı…

 

Hakan metrodan iner inmez heyecanla Aslıları araştırmaya başladı o sabah, tamam ama bu o yazın sakin sabahlarından biri değildi ve karşısına yüzlerce Aslı çıkıyordu. Hızlanmazsa işe geç kalacaktı, işe geç kalırsa işten atılabilir ve yeni bir iş aramak zorunda kalabilirdi ve yeni bir iş bulsa bile her sabah aynı saatte Aslı’yla metroya binememe ihtimali vardı. Bu ihtimal şu anda kirayı ödeyememenin önüne geçiyordu. Hakan bu düşüncesine uzun zamandır hiçbir şeye şaşırmadığı kadar şaşırdı o sabah.

Bundan sonra uzun bir Aslı eleme süreci yaşandı. Bilgisayardan, telefondan bulduğu her arada, Türkiye’deki Aslıları inceleyebildiği kadar inceliyordu Hakan ama yok. Ne kadar bakarsa baksın, ona lazım olan Aslı’yı bulamıyordu. Başka bir heyecanlı sabaha kadar bulamayacaktı daha doğrusu…

O sabah Aslı, biraz yorgun ve dağınık görünüyordu. Saçını şöylece tepeden toplamış, üstüne bir kot ve şu spor ceketlerden giymiş, makyaj yapmamış, yine güzel, çok güzel. Elinde de sanki her zamankinden fazla şey taşıyor, bilgisayar çantası her zamanki gibi sırtında; kol çantasından bir şeyler arayıp dururken defterler, kâğıtlar uçuşmaya başlıyor. İnanılmaz bir fırsat, koş oğlum, koş Hakan filmlerdeki gibi. Aslı elindeki kâğıtları yere düşürür, sen eğilip alırsın. “Buyurun” dersin, o sana bakıp gülümser: “Teşekkür ederim, ben de böyle biraz dağınığım bugün.” Öyleyse buradan hızlıca bir kahve alıp beraber yürürüz ve kâğıtlarını taşırım!

Böyle bir şey olmadı tabii.

Hakan’ın gözleri iyidir, hele söz konusu bir türlü göz göze gelemediği ancak sapık gibi saçını başını incelediği ve asla açılamadığı kadınlar oldu mu şahin gibi görür ve kuzu gibi siner bir kenara. Defterin üstündeydi işte bunca zamandır arayıp bulamadığı o veri, dünyanın en değerli bilgisi: Aslı’nın soyadı. Metrodan iner inmez Instagram’a yazdı ve sonunda ona lazım olan Aslı’yı buldu Hakan. Şimdi? Öyle durduk yere hiç tanımadığı bir kadına takip isteği mi yollayacaktı? Kabul etmezdi zaten, ya ederse? Aslı’sını kaybetmekten korkar gibi telefonu sıkıca tutarak işe gitti. Filmin önemli yan karakteri, esas adamın iş arkadaşı Ahmet: “Oğlum saçmalama, herkes tanımadığı insanlara takip isteği yolluyor. Yani hatta Instagram bunun için var, sana önerilenler arasındaki kadınlara takip isteği yollamıyor musun?” diyecekti. Bu konuyu açmasına bile gerek yoktu, ne diyeceğini biliyordu salağın ve tabii ki tanımadığı insanlara durduk yere takip isteği yollama gibi bir huyu yoktu dünyadaki en anormal insan olarak!

Sonuçta Hakan o isteği yolladı, çok da vakit geçmeden Aslı kabul etti ve onu dünyasına aldı. Selfie’lerin, kahvenin yanında yenen meyveli pastaların, seyahatlerin, şık kıyafetli iş arkadaşlarının, hafta sonu kahvaltılarının, boğaz manzaralarının, kedisinin, evinin, ailesinin olduğu dünyaya Hakan’ı kabul etti. En önemlisi ise Aslı’nın düzenli olarak paylaştığı, yanında durup gülümseyen bir erkek yüzünün olmayışıydı. İşte bu iyiye işaretti. Hakan bu dünyada kaybolmaya bayılıyordu, fotoğrafları uzun uzun inceledi, Aslı her yeni story attığında sanki ona bir şey söylüyormuş gibi eli ayağına dolaşarak açıyordu. Bu böyle ne kadar sürecekti, ona yazacak mıydı, ne yazacaktı? Bu sorunun cevabı da belliydi: “Oğlum zaten Instagram bunun için var, sen tanımadığın kadınlara ‘Kedin ne tatlııı, kalp kalp!’ yazmıyor musun?” Nefret ediyordu bu çokbilmiş heriflerden, yazmıyordu ulan, yazmıyordu. Çok saçmaydı çünkü.
 

Hakan, Aslı’nın kedisi koluna yatmış bir story’sine şöyle yazdı: “Kedin ne tatlı. (Gözü kalpli kedi imojisi.)” Aslı buna cevap vermedikçe Hakan’ın içinde bir şeyler eriyip gidiyordu sanki. Bu kadar aptal bir mesaja ne yazılabilirdi, kadın haklıydı. Ancak bir başka sabah metrosunda oldukça beklenmedik bir gelişme oldu. Aslı görüş mesafesinde, elinde telefonla bir yerlere tutunmaya çalışıyor, üç çantayı birden idare ediyordu. Mesaj geldi: “Di mi? (Gülen yüz imojisi.) Bu arada tanıyamadım. İş yerinden mi tanışıyoruz?” Hakan ona bakarken o anda, o saniyede Aslı yazıyordu. Bu nasıl bir şeydi, kesinlikle burada bir Hollywood film seti içindeydik, bu metro gerçek miydi?

Hakan bir mesaja bir Aslı’ya baktı, ne yazacağını düşünmeyerek metro yolculuğunun keyfini çıkardı. İner inmez kafasına dank etmişti: “Hayır. Ben aylardır, hafta içi her sabah sizi metroda izliyorum. Uzun uğraşlar ve iyi bir gözlemle Instagram’da sizi buldum. Emniyeti etiketleyerek hesabımı paylaşmanızı öneririm. İyi günler.” mi yazacaktı? İçinden yaptığı şakaya gülemedi bile ama durum bu kadar da kötüydü işte. Ne yazacaktı? “Evet, yeni başladım sayılır, hiç karşılaşmadık, ne tuhaf ama adınızı duyuyorum arkadaşlardan.” Hangi arkadaşlardan? “Hayır, tesadüfen ekledim de önüme çıkan her kadını ekliyorum Instagram’da, birinden biri düşer belki.” Yine o iş yerindeki konuşmaları düşündü, o adamlar buluyordu bir yolunu, söyleyecek laf çoktu. Hakan için şu anda dünyada bu soruya yazacak tek bir cevap bile bulmak mümkün değildi. 


Böylece günler haftaları, haftalar ayları izledi ve Hakan bir cevap vermeyi beceremedi. Arada açıp Aslı’nın mesajına bakıyor, belki ilgisini çeken bir başkası olur diye Instagram’da öylesine kaydırıyordu, sonuçta herkes böyle yapıyordu!

Bu sabahsa kalkıp korkaklığına öfkeleneceğine, “Aslı dışında bir şeyler düşünebilmeliyim.” derken buluyordu kendini. Bütün bu düşüncelerle akşamı etti. Sahi, akşam metrolarında Aslı olmazdı hiçbir zaman. Kaç farklı saatte işten çıkmayı denemiş, kaç metroda aramıştı Aslı’yı, yok, denk gelmenin yolunu bulamamıştı. Bütün bu düşüncelerden anlaşılacağı üzere bir Hollywood moment daha yaşanacak ve bir anda akşam metrosunda Aslı karşısına çıkacaktı. Öyle de oldu ama… Bu amalar ne yaparsın yapsın Hakan’ı yıkıp geçmenin bir yolunu buluyordu
. 

Ama Aslı yalnız değildi, uzun bir adam vardı yanında. Aslı; sürekli kafasını kaldırıp kaldırıp adama bakıyordu. Biliyordu, Hakan. Bu öyle sıradan bir bakış değildi.


Hümay Ongan

Bir de sen diye düşündü.


Hümay Ongan

İnsanda Dergi

Telif Hakkı © 2026 İnsanda Dergi - Tüm Hakları Saklıdır.

GoDaddy Destekli

Bu web sitesinde çerez kullanılır.

Web sitesi trafiğini analiz etmek ve web sitesi deneyiminizi optimize etmek amacıyla çerezler kullanıyoruz. Çerez kullanımımızı kabul ettiğinizde, verileriniz tüm diğer kullanıcı verileriyle birlikte derlenir.

Kabul Et