İnsanda Dergi
  • Ana Sayfa
  • İçeriklerimiz
  • Ercan Öner Galerisi
  • Eser Paylaşımı
  • Abone Ol
  • Blog
  • Daha fazlası
    • Ana Sayfa
    • İçeriklerimiz
    • Ercan Öner Galerisi
    • Eser Paylaşımı
    • Abone Ol
    • Blog
İnsanda Dergi
  • Ana Sayfa
  • İçeriklerimiz
  • Ercan Öner Galerisi
  • Eser Paylaşımı
  • Abone Ol
  • Blog
Gözyaşları içinde adamın polise teslim olma anı.

Serhat Yılmaz

Dilovan

 Neden yaptın Dilovan? Neden vurdun o kancığı alnından? Sana mı kaldı temizlemek insanlığı namussuzluktan? 

Dilovan’ın cebi delik ancak başı hep dik. Belindeki silah çekik. Gözleri yeşil, bakışları çetin, elleri tutuk; dikenler gibi keskin. 

Salkım salkım ıhlamurlar uzanıyor yok boyunca, kokusunu armağan ediyor bütün bir insanlığa. Kaldırımlar kurumuş yapraklarla kaplı, salınıyorlar bir oradan bir oraya. 

Dilovan’ın yolu sert, çetin ve de belindeki silah güneşte pırıl pırıl altın gibi zengin. 

Ihlamurların altından yürüdü Dilovan, rüzgâr çıktıkça karşısına büyüttü adımlarını. Boğazında koca bir yumruk, zorluyor kalbini. Nefes aldıkça bıçaklar saplanıyor, saplandıkça çırpınıyor genç kalbi. 

Tekmeyi bastı Dilovan, menteşelerinden kurtuldu kapı, düşüverdi yere. Üç adımda girdi içeriye Dilovan, baktı, buldu hedefini. Attı beline elini, çekti silahını, kaldırdı havaya. Bastı tetiğe, vurdu o kancığı alnından, gözünü bile kırpmadan, kimseye bakmadan. 

Yavaşladı kalbi Dilovan’ın, boğazındaki yumruk yavaş yavaş yok oldu, gitti. Döndü bakındı etrafına, donmuş kaskatı insanlar gördü sadece. İndirdi tabancasını, soktu beline, döndü arkasını, biri de onu vursun diye. 

Dilovan’ın başı hep dik, bakışları hep çetin. Kaşları çatık, yeşil gözleri ışıl ışıl, ağaçlar gibi derin. 

Niye girdin o kapıdan Dilovan? Neden korkmadın hapse atılmaktan? Kaderim bu dedin de neden yaktın kalbini canından? 

Dilovan’ın yaşı genç, gözü de pek. Eli dolu nasır, ayağı dolu nasır. Kaldırmaktan kazmayı, vurmaktan yere. Tutmaktan tuğlayı koymaktan yerine. 

Biliyor Dilovan, peşindeler onun. Göze almış düşmeyi mahpusa, ömrünü çürütmeyi orada. Köşe bucak kaçmayı da bilir Dilovan ancak fare deliklerinde saklanmak sığmaz onun yüreğine. 

Akşam bastırdı aniden, Dilovan ıhlamur kokulu sokaklarda hala. Dilovan’ın elleri ceplerinde; bedeni yorulmuş, kamburu çıkmış biraz daha, yeşil gözleri yitirmiş canlılığını ne korku kalmış ne öfke ne de heyecan. 

Dilovan’ın paçaları topuklarında, sürüyor gittiği yere kadar bacaklarını. Yeşil gömleği solmuş, sol kolundaki saati durmuş, çatık kaşları inmiş.  

Dilovan arandı bir vakit, bakındı etrafa. Bulamadı hesap verecek hiç kimse. Çevirdi yolunu, yeşil gözleri yanıp yanıp sönen ışıkları gördü, gitti o yana. Çıkardı belinden silahını, eğildi yere, bıraktı silahını, kaldırdı iki elini de.  

Can Dilovan, yiğit Dilovan! Neden nefret ettin bu kadar kaçmaktan? Namussuzla dövüştün de neden kurtulamadın betonda yatmaktan?  

-‘Nerelisin Dilovan?’ 

-‘Bingöl.’ 

-‘Neden vurdun o adamı alnından?’ 

-‘Kancıktı, vuracaz napacaz.’ 

-‘Vurur musun her kancığı alnından?’ 

-‘... ‘ 

-‘Neden vurdun Dilovan?’ 

-‘...’ 

-‘İlk yumruk yiyişindi miydi o adamdan?’ 

-‘...’ 

-‘Sana her yumruk atanı vurdun mu alnından?’ 

-‘...’ 

-‘Başka ne yaptı sana Dilovan?’ 

Ağızını açmadı Dilovan, tavandaki sarı ışık aydınlatırken masayı ve Dilovan çatarken kaşlarını.  

-‘Söyle Dilovan, anlat her şeyi.’ 

İçini çekti Dilovan, dört demir parmaklığın düşü aklında, istiyor yatmayı mahpusta. Varsa yaptığının bir bedeli ödemek istiyor.  

Dilovan’ın kaşları hala çatık, bir vakitler tabancasını tuttuğu eli masaya takık. 

-‘Biliyoruz Dilovan ama senden duymak istiyoruz.’ 

Derin derin soludu Dilovan, ağzını her açtığında sustu. Hep açtı ağzını hep sustu. Boğazında yine aynı yumruk.  

-‘Onu mu sorumlu tuttun babanın ölümünden?’ 

-‘...’ 

-‘Tutanaklarda kaza diye geçmiş.’ 

-‘...’ 

-‘Davada açılmamış, adalet böyle demiş, itimadın yok mu adalete?’ 

Gözleri alev alev Dilovan’ın, gözleri yeşil bir mermi gibi, tetiği elinde Dilovan’ın. Dilovan sıkıverdi gözlerindeki mermiyi karşısındakinin gözlerine. Karşısındaki vurdu iki elini masaya, kalktı ayağa.  

Masadan çıkardılar elini Dilovan’ın, iki eline vurdular kelepçeyi, aldılar, götürdüler. Ancak Dilovan hala dimdik, başı kalkık, kaşları çatık.  

Neden Dilovan, neden? Neden yasak ettin ağlamayı gözlerinden. İntikam daha mı değerliydi genç ömründen. Neden Dilovan, neden? Neden girdin o yola geceden?  

Dudakları kıpır kıpır Dilovan’ın, kollarında iki gardiyan, elleri hala kelepçeli birbirine. Getirdiler Dilovan’ı demir kapının önüne. Elleri özgürleşti Dilovan’ın fakat tutsak düştü bütün bir bedeni.  

Uzandı Dilovan verdikleri yatağa. İki elini birleştirdi kafasının arkasında. Gözlerini dikti badanası dökülmüş tavana. Yumdu gözlerini, parça parça gördü babasını, açtı hemen gözlerini dikti tavana. Yine yumdu bir vakit sonra, babasını gördü, ölü bedenini. Sonra babasının tabutunu taşırken gördü, kendini.  

Açtı kapadı gözlerini Dilovan, ilk kez üstüne yürüyüşünü gördü o kancığın, cebine kıyamayan kancığın, yediği dayağı hissetti yine.  

İyi ettin Dilovan, iyi ettin o kancığı vurmakla başından. Eksiltin bir namussuzu bu dünyadan. Vakti gelince hiç biri kurtulamayacak verecekleri hesaptan.  

Dilovan’ın yüreği sıkıştı. Boğazındaki yumruk büyüdü, büyüdü, yeşil gözlerine soğuk pınarlar taşıdı ve Dilovan ilk kez kırdı yeşil gözlerinin mührünü.  

Abone Ol!

Yeni içeriklerimizden haberdar olmak için abone olmayı unutmayın!

İnsanda Dergi

Telif Hakkı © 2026 İnsanda Dergi - Tüm Hakları Saklıdır.

GoDaddy Destekli

Bu web sitesinde çerez kullanılır.

Web sitesi trafiğini analiz etmek ve web sitesi deneyiminizi optimize etmek amacıyla çerezler kullanıyoruz. Çerez kullanımımızı kabul ettiğinizde, verileriniz tüm diğer kullanıcı verileriyle birlikte derlenir.

Kabul Et